gunevi_dive_60.sitemynet.com
ANASAYFA TOPÇAM (YAYLAMIZ) ANKET EKONOMİ KÖYDEN HABERLER YERLEŞİM YERİNİN TARİHİ KÖY HALKININ TARİHİ KONUM EGİTİM DURUMU SAGLIK DURUMU SOSYAL DURUM BAŞKASININ GÖZÜYLE BİZE AİT MUHTARIN YERİ YİTİRDİKLERİMİZ BİZ ESKİDEN... SİZDEN GELENLERve KONUK DEFTERİ ARŞİVİ KİM NERDE? KONUK DEFTERİ RESİMLERİMİZ

BAŞKASININ GÖZÜYLE


Bu sayfada köyümüze gelip, belki misafir olan belki bir yemek yiyip giden, belki havasından koklayan belki suyundan içen insanlar tarafından olumlu yada olumsuz görüşlerini yayınlayacağız.


Amasyalı Fedayi baba rumi 1348 miladi 1933 senesinde köyümüze gelerek Bir kışı köyümüzde geçirmiştir. 1933 yılının baharında köyden ayrılmıştır. Köy halkının anlatımlarından O zamanda sebebi bilinmeyen bir şekilde Köylü cem için görülmemiştir, ve cemler yapılmamıştır. bunun üzerine Fedayi baba köye gelmiş köyde Şimdiki İPEK lerin dedelerinden ALÜLÜ Efendi(Ali gülü) nin evinde kalmış. Köyü görerek tekrar hak yolunda cemler yapılmaya zamahlar(semahlar) dönülmeye başlanmıştır.
Fedayi baba köyümüzü çok sevmiş Misafirperver insanımızdan , gördüğü ilgiden çok memmun kalmış uzunca bir süre köyümüzde kalmış ayrılamamıştır., Gördüğü ilgi üzerine köyümüze yaylamıza suyumuzu metih etmiş şiirler söylemiştir

Şimdi Köyümüze ait duygularına bakalım.

Dinleyin erenler methin söyleyim
Hak yoluna sarf olur malı Dive;nin
Bağını bahçesini seyran eyleyim
Baharda açılır gülü Dive,nin

Dive;dir köylerin hası alası
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası
Yüce belde görünür Tokat yaylası
Ilgıt ılgıt eser yeli Dive;nin

Güzelleri libas giyer salınır
Zülüfleri bölük bölük bölünür
Yedi iklim Çar köşede söylenür
İmam Hüseyne gider yolu Divenin

Ahalisi yazın yaylaya çıkar
Abu zülal gibi çeşmeler akar
Çiçekler zind olmuş misgibi kokar
Lale Sümbül derer eli Divenin

Fedayinin heryeri methetmek huyu
Şehrimiz Amasya Ebemü köyü
Baharda şenlenir dereler suyu
Coşkun coşkun akar seli Divenin

Şimdide her yayladan bana hoş geldi dediği TOPÇAM yaylamız ile ilgili duyguları;

Yedi iklim çar köşede söylenir
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası
Erenler-Evliyalar gelir eğlenir
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası

Karşısında Tokat şehri bulunur
Bahçelerde güzelleri salınır
Dumanlı beli-Yıldız dağı görünür
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası

Semaya set çekmiş çam ağaçları
Seyrangaha gelir kırklar erleri
Açılmış yaylasında konca gülleri
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası

Bir hadi yayladır, dağı söylenir
Sahrasında Elli köy konar eğlenir
Ahalisi sarı tütün kullanır
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası

Menzilimiz o mahalle kuş geldi
Havası her yayladan bana hoş geldi
Fedayi aşkına yeni coş geldi
Gayet seyrangahtır Topçam yaylası

Şimdide Diveden ayrılış hasretine bakalım;.

Çok na,nı niğmetin yedik
Şen mamur ol Dive köyü
Muhabbete çok söz dedik
Şen mamur ol Dive köyü

Firkatınız bağrım deldi
Aşık maşukunu buldu
Vatanımdan haber geldi
Şen mamur ol Dive köyü

Geçimleri çok dürüsttür
Buğdayları temiz hastır
İnsanları garib dosttur
Şen mamur ol Dive köyü

Muntazam-güzel bağları
Kızıl şaraptır çağları
Topçam beli çık dağları
Şen mamur ol Dive köyü

Bahçesinde sebze olur
Armut-Kiraz bol bulunur
Çeşit çeşit elma verir
Şen mamur ol Dive köyü

Şer işlerden edin hazer
Gerçek ile eylen Pazar
Erenler eylemiş nazar
Şen mamur ol Dive köyü

Fedayinin gelir göresi
Nedir bu derdin çaresi
Binüçyüzkırksekiz senesi
Şen mamur ol Dive köyü


FEDAYİ BABANIN KISA HAYATI
Amasya;nın Merkez köylerinden Yassıçal(Ebemü) köyünde dünyaya gelmştir. Babası Konaş oğlu İsmail, Anası Zehra bacıdır.

Köy kırsal kesimde olduğu için halk genel olarak fakirdi.Hayvancılık ve çifçilikle uğraşılırdı. Fakir olmalarına rağmen Eğitime ve öğterime çok önem verilirdi. Köyde Vilayetteki medreselere öğrenci hazırlayan ilkokul vardı.Çevre köylerden dahi okuyabilmek için gelirlerdi.hem Alevi-Bektaşiliğin hemde Şeri ilimlerin öğretildiği bu köyde iyi yetişmiş hocalar bulunurdu.Fedayi babanın asıl adı Konaş oğlu Hüseyindir. Bu ad ona Horasan erlerinden Taşovaya bağlı Uluköyde yatan Seyid Bali Ergonaş evladı olması nedeni ile Konaş kelimesinden kalmıştır.
Soyadı kanununun çıkması ile GÜMÜŞ soyadını almıştır.Ailenin tek oğlu olası nedeniyle babası onun okumasına önem vermiş, çifçilikle uğraşırken onu okutmak için varını yoğunu seferber etmştir. Babası onun medreseye gitmesini istemiş , Hüseyin şilk başta razı omasada babasının ısrarı ile medreseye gitmeye razı olmuştur.Bu medrese halen Amasyada Kunç köprü başında bulunan ve Türkiyede bir benzeri omayan Sekizgen olarak yapılan kapıağa medresesidir.
Öğreniminin ikinci senesinde bir hoca ders esnasında Hazreti Muaviye, Hazreti Peygamberin Sır katibi idi Ona çok itimat ederdi ,diyerek neredeyse Muaviyeyi Hz. Peygamberin Ehlibeytinden yapmış, buna dayanamayan küçük Hüseyin;Senin Muaviyenede sanada lanet olsun “ diyerek medreseyi terk etmiştir.
Bu olaydan sonra Tasavvuf ilmi ile uğraşmış bu yolda yetişmiştir. 85 yıllık ömrü okumak-yazmak ve seyahat yapmakla geçmiştir. Babasının vefatından sonra çifçilikle uğraşmışkış aylarında ise köy köy kasaba kasaba gezmiş gezdiği gördüğü yerler hakkında düşüncelerini fikirlerini duygularını yazmış söylemiştir.

Gazeteci yazar -sanatçı Fikret OTYAM ın Köyümüze de gelerek incelemeler yaptığı ve daha sonra Milliyet Gazetesinde 2000 li yıllarda yayınlanan yazı dizisinin tamamını yayınlıyoruz.

Fikret Otyam / Alevi Dünyasını yazdı 4) Türkü böyle başlar ve ;Tokat yolları taşlı; diye devam eder. Evliya Çelebi ise bu tarihi şehri öyle bir anlatır ki hepsi ama hepsi 2000 yılında da geçerlidir. Eğer bir abartması varsa ağlayıp gözden / dövüp de dizden olayım!

Pirim üstadım kabri her daim nur ola, Evliya Çelebi can, nice yerler gibi Tokat şehrini de ziyaret etmiş ve özetle şunu yazmış ;Seyahatnamesinde: Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinde sular akar bu bahçelerde bülbüllerin ötüşü insan ruhuna sefa verir. Meyveleri lezzetli ve latif olup her tarafa hediye olarak gönderilir. Her bağında birer köşk, havuz, fıskıye ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar, kin tutmaz, hile bilmez, deryadil, halûk, selim ve halim insanlardır. Herkese iyi zanda bulunurlar. İyi geçinirler, hayırlı yapılar yaptırmaya hevesleri çoktur. Camii, saray, köşk ve imaretleri o kadar metin ve güzel olur ki, buralara girenler hayran olurlar. Şehir genişlik ve çok ucuzluk bir yer olup, dünya yüzünde eşi yok gibidir. Yılın her zamanında halkının nimetleri boldur. Hacı Bektaş Velinin hayırlı ve bereketli duaları ile bu eski tarihi şehir, ALİMLER KONAĞI FAZILLAR YURDU VE ŞAİRLER YATAĞIDIR Eğer, pirim / üstadım efendim Evliya Çelebi hazretlerinin bir abartması varsa ağlayıp gözden / dövüp de dizden olayım! Hepsi ama hepsi 2000 yılında da geçerlidir yemin kasem ederim ve ilk gördüğümden beri pek de severim. Geldim/Gördüm/Yendim Romalılar at oynatmışlar bu bölgede, tarih kitaplarına göre M.Ö. 71de Pontus Kralı Mithridades VII, Kelkit Vadinde (Niksar) önlerinde Roma komutanlarından Lucullusa yenilmiş, kaçarken de Comanaya (Gümenek) uğramış. M.Ö. 64de kral yeniden kendi bölgesine geçmiş ne ki Tokat-Gümenek Roma komutanlarından Pompeus tarafından ele geçirilmiş... Mithridades VII, M.Ö. 47de ölünce, yerine geçen Parnakes IInin kendi topraklarını Romalıların elinden almak için yaptığı savaşların en önemlileri Zile Ovasında olmuş ve yenilmiş Sezar’a... Sezarın ünlü Veni / vidi / vici, yani geldim, gördüm, yendim sözleriyle tarihe geçen o ünlü mektubu, bu kazanımdan sonra Zile;de yazdığını arzederim. Tokata bilmem kaçıncı gelişim / kaçıncı görüşüm çetele tutmadığım için yazamayacağım. Yenmek mi? Yok öyle bişey ama yemek derseniz o var, o da tüm okuyanların ağızlarına layık Tokat kebabı. Patlıcan / domates / yeşil biber / sarımsak ve de patatesten oluşan ve de kuzu kuşbaşı et destekli ve de özel fırınlı Tokat kebabı harika bir buluştur, icadeden nurlar içinde yatsın.. Diyecek elbette çıkacaktır, Tokatın dört bin yıllık geçmişi, hanları hamamları, sarayları köşkleri, bağları bahçeleri, her dönemden tarihi yapıları, insanlarının sevecenliği, candanlığı, konukseverliği, Cumhuriyet tarihimizdeki önemli yeri, ülkenin kurtarıcısı Mavi Gözlüönün buraya neden çok gelip gittiği, cana can katan, şifa dağıtan kaplıcaları, gölleri, balıkları, anlatımsız güzel mağaraları, hepsi birbirinden şirin ilçeleri, hele hele insana yaşama kıvancı veren yazmaöları (ah eski yazmalar ah, içim bi hoş oldu yenilerini görünce, neyleyim?) ve daha nice üstünlükleri / güzellikleri dururken yazıya Tokat kebabı ile mi başlanır? Bu seçeneğimi, ağızımın tadına ve de insana yaşama kıvancı veren yiyeceklere düşkünlüğüme verin! Has bir Tokat evladı, eski bakanlardan, dostu olmaktan övünç duyduğum Dr. Cevdet Aykan, bunu diyeceklerin en başında gelecektir adım gibi biliyorum. Kavilleşmiştik, Tokata geleceğim günü haber verecek o da Ankaradan hareket edecekti ve elimden tutup her bir yeri tek tek gezdirecekti. Tokatta iki gece kalacaktık, ol nedenle haber veremedim, bu hakkımın baki" olduğunu bilerek / inanarak. Nejat Birdoğanın buyruğudur Alevi / Bektaşi inancı ve kültürünün önde gelen alimlerinden araştırmacı / yazar, o can o büyük insan Sivas ve Tokat yörelerine gideceğimi duyunca, İstanbulda hasta döşeğindende de bu cana yol göstermesini / ışık tutmasını esirgemedi. Reşadiye ilçesi ovalarındaki Alevi köylerine muhakkak git, çekimler yap, derlemeler yap" demişti, Özellikle Almus yöresinin semahlarını muhakkak çek, giyimlerini, kuşamlarını çok seveceksin. Reşadiye ovalarında hâlâ süren yaşayan geleneklere tanık olacaksın, musahiplik yani yol arkadaşlığı, yol kardeşleri... Diyelim paraya gereksinimin var, musahibinin cüzdanını alırsın içinde de gereken parayı, o, ne alınıdığını bilmez, o da yapar aynı şeyi... Bak, diyelim beş kilo şekere gereksinimin var, kente giden bir aracı durdurursun parayı verir bana şunu şunu al dersin, o alır, getirir siparişi verdiğin yerde, diyelim ağacın altına getirdiğini bırakır, paranın üstünü de bir taşın altına koyar var git on gün sonra istediklerin hâlâ oradadır." Nejat Birdoğan ustaya sözüm sözdür bunlar da banda alınacaktır.
Evet, Tokatın ünlü kebabından söz ediyorduk, tadı damağımda kalmıştı ve onbeş yıl önce güzel bir haber almış idim, Tokatlı ustalar, Tokat kebabı için özel bir fırın yapmışlar, emaye ve derhal bir adet Gazipaşaya getirtildi, konuklarımıza - kalabalık oldukları zaman - hep Tokat kebabı sunduk. O sobamız da yaşlanmıştı Tokat çarşısını bigüzel gezdim, fırınlardan fırın beğendim ve elimle paket yapıp kargoya verdim, kıvançlıydım... Sonra Tokat yazmalarının yapım yerlerine koştuk, neredeydi o cıvıl cıvıl yazmacılar / yazmalar bir bayram şenliği? Üzüldüğümüzü neden kimden saklamalı? Kadim Durmaz dost, istediğimiz köylere ulaştırdı, tüm köylüler, genci ihtiyarı tarlada biçimde. Karadeniz Bölgesinde orta Karadeniz bölümünün iç kesiminde yer alan Tokat, iki bin metreyi aşan tümden yeşil dağlarıyla, Kazova, Omala, Dazya, Niksar, Artova, Zile ovalarıyla, Yeşilırmak kolları Çekerek ve Kelkit Irmaklarıyla, Zinav, Almus Baraj Gölü, Göllüköy Gölü, Kaz Gölüyle binbir çeşit ağacı ve bitkisiyle bir dünya cennetidir" desem, üstadımız Evliya Çelebi, hayalen aferin deyip elini öptürür mü?


Gürül gürül suların aktığı, eriklerin, vişnelerin iki üç çeşit kirazın hoş geldiniz dediği Günevi, eski adı Dive köyünde yüz altmış haneden birisi çoban Çelikin evidir ve de hane 128dir. Dokumacı Satı kadın Belki taa Hititten kalma çulfalık" dokuma tezgahı bizim evde de yirmi yıldır ürün çıkarır, özgün dokuma ustası Filiz Otyamın beyni / eli / ayağı çabalarıyla. İnceleyeceğimiz konular arasında el ve ayakla çalışan dokuma tezgahları ve malzemeleri, çıkarılan ürünler de vardı. Evden içeri girince bizi Mustafa Kemal Atatürk karşıladı! Köylü yurdun efendisidir. MKA" Atanın bu sözü pembe bir karton üzerine elle yazılmış ve sağdaki kapının üzerine çakılmış. İçim bihoş oldu. Cemil Çeliki orada tanıdık. Evin oğullarından Cemil, Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde okuyor, üçüncü sınıfta resim öğrenimi görüyor. Dokumacı Filiz, dokumacı Satı Kadınla konuşurken biz de Cemille sanat üzerine konuştuk.. Bağları, bahçeleri gezdik, çekimler yaptık ve Gazipaşada turşusunu kurmak için o yeşil, kütür kütür eriklerden topladım, kırılan dalları hafiflettim.

Bir Almus gecesi ... Durmazlar gerekli telefonları ettiler ve yola koyulduk, gün batmadan o cennet dağlardan / ovalardan / sulardan geçip Aksaraya ulaştık. Belediye Başkanı İbrahim Salman can, çay üstüne çay ikram etti. Köyün pek de büyük olmayan bir alanı var, biraz meyilli. Millet tarla tapandan yeni dönmüş, yorgun / argın... Oraya ait semahı muhakkak çekmek istiyoruz ama nasıl, tam da yemek zamanı ve herkes evinde işinde gücünde... Başkan bir davul zurna vurdur" Şaka yapıyor sandım, çare şu başkan" dedi birisi, bi davul zurna vurdur bak bakalım olacak?" Olan şuydu on dakika sonra: Akarçay, Almus Baraj Gölünün yakınında bir belediyelik yaşam yeri, Gaziantep’ten çok mu çok uzak, ama zurnacı en acısından / en içlisinden bir hava çalmaya başladı ki, bir harika... Bu, bir barak havası idi, barakla girdi, sonra uygun bir halay havası ve davul da gümbürdedi, tıpkı gerçeküstü bir film gibi kadınlı erkekli, yaşlı genç alanı doldurdu! Köyün sokak lambaları yanmıştı... İspanya’da alanlarda gitarlar çalar, kadınlı erkekli insanlar ellerinde kastanyetler dönerler ha dönerler. Hanımların giysileri rengarenk, ışıl ışıl. Bunlar günlük giysiler. Filiz o harika, küçük kamerayla çekime çoktan başlamış, elimde iki fotoğraf makinesi semah dönenlerle dönüyorum sanki, elleri, ayakları yakalamak istiyorum, bu olanaksız, ayaklar, gövdeleri uçuruyor ve konuşmalar başlıyor, anlaşıldı ki daha hızlı dönemiyorlarmış alan bir hayli meyilli! Hem dönecekler hem eğime teslim olmayacaklar! Dönen dönene! Ne aş, ne maş, sevgiyle / aşkla dönüyorlar. İbadet eğim / meyil dinlemez... Döndüler... Döndüler... Hepsine söz verdim ve düştük yollara. Gece için harika ışıklandırılmış Tokat Kalesine, dalgalanan bayrağa, Komana, Selçuklu, Danişmend, İlhanlı ve Osmanlı yapılarına selam verdim, Cumhuriyet Alanındaki Atatürke yürekten bir el ettim, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa anıtı önünde bir an durdum, Tokatın tarihsel insanları İbni Kemal, Molla Lütfü, Ahmet Dai, Ebu Bekir Kani, Aşık Nuri, Gazi Osman Paşa canlara eyvallah dedim saygıyla anarak. Şenlikler kenti: Tokat Tokat aynı zamanda bir şenlikler kentidir / bölgesidir. Sayalım: Topçam / Almus Akarçay Mahlep Festivali / Niksar Çam İçi Yayla Şenlikleri / Topcam Şenlikleri / Turhan Tarihi Kocakavak Festivali / Zile Kiraz Festivali / Reşadiye Bereketli Altın Koç Festivali... Tamam mı? Hayır tamam değil, saymaya devam edelim: Kuyucak Köyü Kültür ve El Sanatları Festivali / Pazar Ballıca Mağarası Güreş Festivali - Erbaa Küçük Yayla Şenlikleri / Niksar Yazıcık Kültür ve Sanat Festivali / Almus Gürümlü Köyü Kul Himmet Kültür Şenlikleri / Abdalmusa Şenlikleri / Uçurma Şöleni / Almus Vişne Festivali / Cihet Kasabası Yayla Şenlikleri... Atladığım olduysa bağışlana... Hey onbeşli onbeşli" Türkü böyle başlar ve yolları taşlı" diye devam eder. Ver elini Sivas. Bana ne soruyorsunuz, neredeyse her hafta zam yapmasına karşın akıl almaz biçimde zarar eden Türk Hava Yollarına sorun Tokat seferlerini neden kaldırdınız diye... Ol nedenle Tokatın övünçlerinden ve bu yörenin tüm meyvelerini değerlendirip insanlarına kazanç sağlayan Dimesin Sivasa giden bir arabasıyla Sivas Havaalanında olduk. RJ -70 alandaydı bizi İstanbula uçuracak. Çok uçtuğumuz RJ -70 ve ağabeyi RJ -100 güvenilir uçaklardır, her uçuşumuzda bu duyguyu en kötü hava koşullarında bile yitirmedim. Uçaktayız, ver elini İstanbul, biraz bekledikten sonra bağlantılı uçakla ver elini Antalya. Uçaktayız... Hostes, Ankara uçuşumuzun kırk dakika falan sürececeğini bildiriyor! Amanın haaa amanın, acep yanlış uçağa mı bindik? Alanda tek uçak vardı, pek biz İstanbul yolcusu iken Ankara yolcusu mu oluverdik? Muhakkak Ankaraya inmemiz zorunluymuş ve İstanbul uçağına yetişmemiz de olanaksızmış! THY, bizi gece en iyi otelde ağırlayacakmış! Bakınız hostes can" dedim, Söyleyin bu olmaz değişikliği yapanlara, ben insülin kullanan bir şeker hastasıyım, yanımdaki ilacı sabah uyguladım, bu akşam Antalyada da akşam iğnemi vuracağım. Şimdi bu gece için ilacım yok, yarın sabah için ilacım yok, THY beni öldürmeye kararlıysa napiym boynum kıldan incedir!" Hostes toz oldu, biraz sonra sevimli bir insan kaptan geldi, durumu apaçık ona da anlattım, yoksa ölür başınıza bela olurum" dedim... Anhası minhası uçağın yakıtı ucuucuna imiş! Uçak Zağrepten gelmiş, rüzgara karşı uçmuşlar ol nedenle yerdeki hesap da, havadaki hesap da allak bullak olmuş! Filiz sordu Sivasta neden ikmal yapılmadığını, vermemişler mi ne, beklenmiyormuş böyle bir durum mu ne? Gerçi yakıtımız var, alanda bir saat bunun hesabını yapıp durdum" dedi sevimli pilotumuz, İstanbula gitmeye gideriz de iniş için dolaşın derlerse düşeriz!" Benim için farketmez" dedim,Bendeniz nasıl olsa şimdiden ölmüş sayılırım, ha havada ha karada niye farketsin ki?" Sonra müjdeli / gülücüklü haber geldi, Ankara - Antalya uçağında bize yer bulmuşlar! Nefis bir inişle Ankaralı olduk, ikibuçuk saat bekledik, kalktığımızda terkettiğimiz uçağın yolcularıyla birlikte hâlâ alanda beklediğini söylediler! Anaların sütleri zehir Ey çevreciler sözüm sizedir iyi okuyunuz lütfen. O canım Yeşilırmağın yöresinde iyi ki demir madeni ocağı yok, ama ya Fıratın? Divriğini geçerken gözüm Fırata ilişti, kızıl kahverengi akıyordu, iğrenç... Ne bu böyle yahu?" diye bağırmışım... Divriği Maden İşletmesinin çirkinliği / zalimliği / kirletmesi bu. İşletmenin Çaltı suyuna dolayısıyla Karasu (Fırat) Nehrine bırakılan maden atıklarının kirliliği, rezilliği bu... İnceleme yapan ilgililer bunu açıklamışlar raporlar neyim vermişler ama nafile! Kemaliye Kaymakamı Divriği, Kaymakamına bu konuda yazı yazmış, kaymakam nitsin? Heyetler oluşmuş zamanla ve bilirkişi kurulu da saniyede 600 litre kirli suyun Fırata aktığı saptamış. Maden işletmesi maddi sıkıntı içindeymiş, dinlendirme ve çökertme havuzlarının yenisini yapamıyorlarmış, değil yenisini yapmak, eskileri bile temizleyemiyorlarmış! Temizleme ise 150 milyar lira. Adıyaman, Kahta ve Samsatın kanalizasyonu ve kimyasal atıkları da, adı güzel Atatürk Baraj Gölüne akıyor, bu sular klorlanıp kullanma suyu diye kullanılıyor ama aslında halk bu suyu içiyor aylardır ve anaların sütleri zehir çayır! Geçen yıl yirmiye yakın bebe canından oldu! Arıtma tesislerini belediyelerin yapması gerekiyor İller Bankasına borçlanıp, ama belediyeler çöpçülerinin maaşını bile veremiyor, ne tesisi? İlk göz ağrımız Kebanın adını taşıyan belediyenin tüm varlığı 800 milyar lira hacizli. 1 Ağustos 1999dan bu yana her hafta bu konuda uyarı yazıları yazdım / yazıyorum; başta GAPın babası hiç kimse ama hiç kimse halkına şeyli su içirmemek için kılını bile kıpırdatmıyor! Artık sırası geldi, eğer buna çare bulunmazsa GAPın üvey babası olarak bu su yüzünden en çok bebe ölülerinin olduğu köydeÖLÜM ORUCUöna başlayacağım, bunu yapacağımı 1999un Ağustosunda açıklamıştım. Bir şeker hastası ölüm orucuna en çok iki gün dayanırmış! İnsan dediğin, sözünün eri olmalı. Bunu ispatlayacağım. - BİTTİ -